Türk Çukuru

Türk çukuru

Son olarak okurumun dördüncü yakınmasına değinmek istiyorum. Okurum diyor ki: "Oturup baştan sona bir sistem tasarlama işine kalkıştım. Sade verilerle, anlamsız doküman ve grafikler olmadan, bizim kendimize has hızlı karar verme ve uygulama yeteneğimizi kullandığımız ama nispeten büyük çaplı iyileştirmelerde bu özellikten gelen hataları yok etmek için daha fazla planlama ekipmanının kullanıldığı sistemler.  Tamamı Türkçe ifadelerle ve asıl işi uygulamadan önce tüm çalışanlara "neden" uygulandığını anlatan bir sistem. Ancak tahmin edeceğiniz gibi bu canımın daha da sıkılmasından başka bir işe yaramadı. Sistemin değişik aşamalarını önce eş seviye mühendislere sonra bir üstüme açtım. Tartışmaya çalıştım ama üzülerek eski köye yeni adet getirmenin o kadar da basit olmadığını gördüm."

Anladığım kadarıyla okurum Türk çukuruna düşmüş. Hikaye bu ya. Cehennem turuna çıkarılan biri bir sürü çukur görmüş. Çukurların başında zebaniler çıkmaya çalışanları itip içeriye geri atıyormuş. Çukur içinde de günahkarlar çeşitli cezalara çarptırılıyorlarmış. Rehber anlatıyormuş: "Bu Alman çukuru"; "Bu Japon çukuru" falan. Bir çukurun başında zebani yokmuş. Gezici sormuş "Bu çukurun başında niye zebani yok? İçindekiler kaçmıyor mu?" Rehber orası Türk çukuru demiş. Oradan kimse çıkamaz. Çıkmaya çalışanları öbürleri bacağından aşağı çeker." Benim Çince dahil beş lisana çevrilen işletmecilik eğitim kitabını bari ilk Türkiye'de basılsın diye getirdiğimde bana "Adınızı değiştirmeyi düşünür müsünüz?" demişler ben de evet "Marlon Brando olsun" deyip odadan çıkmıştım.

En büyük resmi ve özel kuruluşlarımız binlerce dolar ödeyerek "uzman" getirtirler, onu bunu uygularlar benim canım sıkılır. Başka bir hikaye: Üç arkadaş işe müracaat etmişler. Patron birine "Siz ne iş yaparsınız" demiş o da "Efendim ben çok uzağı görürüm. İstanbul'dan bakar Bursa'yı görürüm" demiş. İkinci aynı soruya "Efendim ben çok iyi duyarım İstanbul'dan dinler Bursa'da konuşulanları işitirim" diye cevap vermiş. Patron üçüncüye "Ya siz?" diye sormuş. O da "Bunlar böyle konuşur benim canım sıkılır" diye cevap vermiş. Şimdi kimin neyi ithal ettiğini isim vermeden söyleyeyim: Benim bunlara canım sıkılıyor. 1980'lerden beri ithal uzmanlara!, danışmanlara eğitim alacaklarına eğitim vermekten bitap düşen bürokratlarımıza, orta kademe yöneticilerimize hatta martaval dinlemekten sıkılan öğrencilerimize selamlar olsun onlar benim canımın niye sıkıldığını çok iyi biliyorlar.

Bu yabancı guru sevdasını biran evvel bıraksak iyi olacak. Hayatında başarılı veya başarısız kaz gütmemiş birileri Harvard Business Review'da bir makale yayınladılar diye göklere çıkarmadan önce "Ne diyor, ne yapmış, bize somut olarak ne verecek" diye bir sorsak. Michael Porter'e Türkiye kaç para kaptırdı bilmiyorum. Ama tavsiye vermek için gittiği Filipinlerde üç gün olarak programlanan seminerin birinci gününde özel sektör temsilcileri salonu terk ettikleri için programın iptal edildiğini biliyorum. Strateji tavsiyesi yapmak için kurduğu Monitor gurubunun geçen sene iflasını istediğini de biliyorum. Son yirmi senedir yazdığı çizdiği şeyleri de birçok insan gibi ben de okudum. İtalya'da doğal olarak türeyen guruplaşmaları formül haline getirmeye çalışan şirket kümeleşmesini, strateji nedir tanımlamadan, ne yapılacakla nasıl yapılacağı çorba ederekten ekranda çok hoş görünen elmas modelini sağda solda duymaktan bana sıkıntı geldi bazılarına gelmedi. Canımın sıkıntısını anlata anlata ben de bir hal oldum.
Gelin etmeyin. Bu memlekette kafası çalışan, deneyimli bir sürü insan var. Biraz teşvik, biraz kendimize saygı lütfen.
Sağlıcakla kalın.

Osman Ata ATAÇ - İŞLETMECİLİK SOHBETLERİ